Ahkaf 15.Biz insana, ´anne ve babasına´ iyilikle davranmasını tavsiye ettik. Annesi onu güçlükle taşıdı ve onu güçlükle doğurdu. Onun taşınması ve sütten kesilmesi, otuz aydır. Nihayet güçlü çağına erip kırkyaşına ulaşınca, dedi ki: "Rabbim, bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve Senin razı olacağın salih bir amelde bulunmamı bana ilham et; benim için soyumda salahı ver. Gerçekten ben tevbe edip Sana yöneldim ve gerçekten ben Müslümanlardanım."
Yaşımın kırk’a yaklaştığı günlerde, dünya hayatının girdabına kapılmış, gençlik heyecanlarını yitirmiş, ölüme her geçen gün biraz daha yaklaştığımın farkına varmadan, kendimi kandırarak dini hayatımı günlük işlerimin arasına sıkıştırmış gidiyordum.
Ne zaman ki, Kur’anı tekrar okumaya namazla ilgili ayetleri tefekkür etmeye başlayınca bu hayat tarzı ile sonumun hayır olmayacağını anlamaya başlamıştım. Dinle olan temel bağlantımız, imandan sonra en önemli din meselesi olan Namaz, ödenip kurtulunması gereken bir borç gibi yer etmişti zihnimde.
Gençlik yıllarımda en zor şartlarda bile büyük hassasiyetle kıldığım namazlarımın hakkını veremediğim gibi basit sebeplerle bile namazın geçmesinden kalbim zerre kadar titremiyordu. Akaşmları evdeyken tenbellikten fırsat bulup kıldığım namazları; ya seyrettiğim futbol maçının devre arasında, ya televizyonda kaçırmak istemediğim bir programı bir yandan dinlerken kılıyordum. Farzları kılıp, zaman zaman birleştirip bir an önce kılıp kurtulmak düşüncesindeydim.
Bu halin bana bir faydası olmayacağını kıldığım namazın Allah katında makbul namaz olmadığı Kur’an bana söylüyordu;
Müminun suresi “1. Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir; 2. Onlar ki, namazlarında huşu içindedirler; …9. Ve onlar ki, namazlarına devam ederler.” ,
Maun suresi4-5-; “Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki Onlar namazlarını ciddiye almazlar.”
Gibi ayetler namazın ciddiyetle kılınması gerektiğini açıkça ortaya koyuyordu. Belki Hz.Ali (r.a.) gibi bir namaz kılmazdım ama en azından çaba gösterebilirdim.
Mahşer meydanında milyarlarca insan güneşin tepelerine kadar yaklaştırıldığı yerde hesabının görülmesi için beklerken sırası gelenin geri döndüğünü sıranın sonuna geçtiğini tasavvur ettim. Her sıra gelişinde namazı eksik olduğu için geri döndürülüyordu her bekleyiş 50 bin seneyi geçiyordu.
Artık daha fazla bu işin ertelenmesinin mümkün olmadığına karar verdim ve kazaya kalmış, yanlış ve eksik kılınmış namazlarımın bir hesabını yaptım yaptığım hesabın üzerine %20 ekledim ve kaç yıl içinde tamamlayabileceğimi hesapladım. Namazları kaza etmek için bir program yaptım 5 yıl içiersinde günde en az 2 günlük kaza namazı kılabilceğimi hesapladım. İlk günlerde sünnetleri kılmadan vaktin namazını ve o vakte ait 2 günlük kaza kılıyordum.
Zamanla müekked sünnet olan sünnetleri de kılmaya karar verdim. Bütün hayatımı namaz üzerine programladım. İşlerimi namaz saatlerine göre düzenledim, fazla kazanç getirecek olsa bile namaza ve huşuya engel olacak şeylerden kendimi uzak tutum. Namaz kılarken televizyonu ya kapattım yada başka bir odaya gidip namaz kıldım. Zamanla evde televizyon izlenmez oldu, artık futbol maçıda izlemez olmuştum. Meğer televizyon insan hayatını ne kadar olusuz etkiliyormuş. Televizyon kapalıyken o zamana kadar okuduğum kitaptan kat kat fazla kitap okudum. Evin her odasına bir seccade serdim böylelikle her zaman namaz aklımda ve gözümün önündeydi.
Bu durum aileminde etkilenmesine neden oldu eşim ve çocuklarımda beni model alarak namaza azami itina göstermeye başladılar. Sonuçta 5 yıl içersinide kazaya kalmış farz namazlarımı Allah’ın yardımı ile kıldım.
Bundan sonraki hedefim Allah’ın izni ile namazlarımdaki huşuyu artırmak tam Kur’an da tarif edilen namazı kılmaya çalışmak.
Bu yazıyı namazı kaza etmeyi gözünde büyütenler için yaşanmış bir tecrübe olarak yazıyorum. Benim yaptığımın kat kat fazlasını yapan birçok kişi var şüphesiz.
Bu yola girenin yardımcısı Allah’tır..